http://muzik.com/muzikdosyasi.mid Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! (hud.112) - Blogcu


Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! (hud.112)

13/6/2007 - Ya nasip...

Kategori: oku

mutlu olan, üzülen,ağlayan,sevınen, gülen, yaşayan yanım..Yüreğim.....

YA NASİP

HER ŞEYDE VAR BİR HAYIR SABIR DERDİN İLACI

BAŞA GELEN NE VARSA RABBİM ONUN ŞİFASI

BOŞA DERDİNİ ANLATMA SIRRI AÇIGA VURMA

ZAMANINI UZATIP MUKAFATI SEN YIKMA



DERTDEGİN ŞEYLERİ SABREDİP ZAMANA BIRAK

EYER ÖMÜR VAR İSE ÇARESİZLİK BOŞ BİR KELİME

ŞÖYLE BİR DÜŞÜN BİTTİ DERKEN NELER BAŞLAMIŞ

BİR DAHA DÜZELMEZ DEDİGİN NE EYRİLİKLER DÜZELMİŞ



HAYAT YAŞAM BOŞ OLSA OLURMUYDU İMTAHAN

BİR DAHA YAŞAM OLSA FARKEDERMİYDİ ZAMAN

BOŞA GEÇİRME GÜNÜ BİR DAHA YENİSİ YOK

BÜGÜNÜN KIYMETİNİ BİLMEYENE YARININ FAYDASI YOK



YA NASİP YA ALLAH TEK CAREMİZ O BİLLAH

BAGIŞLASIN BİZLERİ O YÜCE YARADAN MEVLA

İKİ DAMLA GÖZ YAŞI BAKARSIN BİR SEL OLUR

O KÜÇÜCÜK AVUÇLARIN İÇİNDE ALEMİ CİHAN OLUR



RABBİM EYER İSTERSE OLMAYACAK NE VARMIŞ SÖYLE

HÜKÜM ONUN EMRİNDE EYER O BİR OL DERSE

MUCİZE DEDİGİMİZ O KELİME ANLAMSIZ BİR İFADE

YA NASİP YA ALLAH NASİBİMİZ MEVLADA ANLIMIZA YAZDIGI BAHTIMIZDIR YOLUNDA

 

 

EYLEME BENİ

Onsekiz yıl kalem tutup yazanın
Hak yolunda hatasızca kalanın
Ana babasına itaatkar olanın
Gönlünü kıranlardan eyleme beni

Kitabını okuyupta yazanın
Senin lafzını yüreyine kazanın
Rasulüne aşık olup yananın
Şevkini kıranlardan eyleme beni

Sevgin ile eriyipte yananın
Aşk ile okuyarak kuran ın
Yatağına sünnet üzerine yatanın
Kalbini kıranlardan eyleme beni

ALLAH Dostlarından dua alanın
Merhameti yüce haktan alanın
İrşad makamına yakın kulların
Neşesini kıranlardan eyleme beni

Emir senin idi yapmak istedim
Dünya malına meyil etmedim
Paylaş emrini çok kişide denedim 
Mü'min  kızacağını düşünemedim

............................................................................................................

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,

gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

 

 

 

Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde ,

Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.

 

 

Anladım işi; San'at ALLAH'ı aramakmış,

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

 

 

 

Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir?

Dilsizce, yalnız ALLAH (C.C.) demeye kimler gelir?

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/6/2007 - 3. soru...3.cevap

Kategori: oku

mutlu olan, üzülen,ağlayan,sevınen, gülen, yaşayan yanım..Yüreğim.....

 

 

 

 


Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediğinden dolayı canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük ilim sahibi olan köyün hocasına götürürler. Hoca ve delikanlının arasında geçen dialog şöyle devam eder.

Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma cevap verebilecek misin?
Hoca: allah'ın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularına cevap verebileceğim.

Delikanlı: Emin misin? Profesörler bile cevap veremedi bana.
Hoca: allah'ın izniyle cevap vermeye çalışırım

Delikanlı: 3 sorum var
1. yaşıyor mu? öyle ise, şeklini bana göster
2. Takdir (kader) nedir?
3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor, cehennemde ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi? (haşa)


Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başı üzerinde bir saksı kırar.

Delikanlı canı yana yana sorar; Neden sinirlendin ki?
Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der.

Delikanlı: Hiç birşey anlamadım.
Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı başında kırınca?

Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.
Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun?

Delikanlı:Evet
Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman!
Delikanlı: Gösteremem.

Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes 'allahın varlığını hisseder ama allah'ı göremez.

Hoca: Dün gece rüyanda benim başında saksı kırdığımı gördün mü?
Delikanlı: Hayır.

Hoca: Bugün böyle birşey ile karşılaşacağını hiç düşündün mü? Aklından geçti mi?
Delikanlı: Hayır

Hoca: Bu işte takdir dir (kader)

Hoca: Biz neyden yaratıldık? topraktan yaratılmış değil miyiz ?
Delikanlı: Evet böyle denir.

Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan yapılmadı mı? isterse ateşten yaratılan şeytanı ateşin içinde cezalandıramaz mı?

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/6/2007 - Dost......

Kategori: oku

mutlu olan, üzülen,ağlayan,sevınen, gülen, yaşayan yanım..Yüreğim.....

 

Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...

Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...

Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...

Dost dediğin; fanatik olmalı;

Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.

Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,

Ve ağladığında, seninle ağlamalı...


Ama hepsinden daha çok;

Dost matematiksel olmali;

Sevinci çarpmalı...

Üzüntüyü bölmeli...

Geçmişi çıkarmalı...

Yarını toplamalıi...

Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...

Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...

İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...


Mevlana
 
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/5/2007 - oku

Kategori: oku

mutlu olan, üzülen,ağlayan,sevınen, gülen, yaşayan yanım..Yüreğim.....

 

 

 

Bir gün Mecnun hasta olup yatağa düşer. Tedavî için bir doktor çağırırlar. Doktor "Damardan kan almak gerek'" diyerek Mecnun' un kolunu bağlar. Tam iğneyi batıracağı sırada Mecnun bağırır;
"-Ey doktor, bırak! Ücretini al ve git. Bu hastalıktan öleyim, zararı yok. Vazgeç kan almaktan. "
Doktor Mecnun'a
"-Sen çöllerde kükremiş arslanlardan korkmuyorsun da koluna bir iğne batmasından mı korkuyorsun?"
diye sorar.
Mecnun'un cevabı şu olur;
"-Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum,
varlığım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu
yararken Leyla'yı incitirsin, işte ben bundan
korkuyorum." 
Ya rabbi "-Varlığımdan bir addan başka bir şey kalmadı. Ey güzelim, vücudumda senden başka bir varlık yok. Bu sebeple sirke, bal denizinde nasıl yok olursa, ben de sende öyle yok olurum
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/5/2007 - Fazilet toplumu-4

Kategori: oku

mutlu olan, üzülen,ağlayan,sevınen, gülen, yaşayan yanım..Yüreğim.....

 uslup.......

Her müslüman söz, davranış, bütün iş ve hizmetlerinizde üslûbuna dikkat etmelidir. Uzaklaştırıcı, nefret ettirici üslûplardan şiddetle sakınmalıdır.

Ehl-i hikmetten bir zat:

“Dil keskin bir kılıçtır, nasıl keseceği bilinmez. Söz, döndürülmesi kolay olmayan bir ok gibidir. Dil harekete geçmeden, sözü söylemeden önce dikkat et. Belki bir dostu üzersin, belki bir Allah dostunun kalbini kırarsın” demektedir.

Konuşma ve davranışlarımızda insanî bütün ilişkilerimizde hem malum dilimize ve hem de beden dilimize çeki düzen vermeliyiz. Konuşma dilimizle ifade edemediğimiz pek çok hususu beden dilimizle dillendiririz. O bakımdan el, göz, kaş, yüz, ifadelerimiz diğer beden hareketlerimiz iyi bir eğitimden geçirilmeli, kalp dilimizle beden dilimiz arasında sağlıklı bir uyum sağlanmalıdır.

Allah Teâlâ, insanları çeşit çeşit sûret, siret, kabiliyet, akıl ve zekada yaratmıştır. Psikolojileri, ilgi alanları değişik değişiktir. İnsanlar ve kainattaki bu çeşitlilik ve değişiklikler Rabbimizin Yüce kudretinin tezahürleridir.

Kişilere akıllarına göre konuşmak

Durumlarına göre davranmak,

Her söz, davranış ve amelde tedricilik prensibine riayet etmek gerekir.

Bu hususlara dikkat edilmezse bir çok sıkıntılar yaşanmaktadır.

Bunun için;

Fert ve toplum psikolojisini,

Toplumun değerlerini

Bölgesel özellik ve farklılıkları çok iyi bilmek gerekir.

Ayrıca:

İnsanın genel karakteri,

Şahıslara özel karakterleri vardır.

Bu hususlarda da yeterli ve doğru bilgilere sahip olmak lazımdır ki İslâmî ölçüler içerisinde hiç kimseyi incitmeden, uygun bir üslûpla davranılsın, konuşulsun, ilgi kurulsun.

Bir seferde mola verilmiş Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı oturmuş yemek yiyorlardı. Bir yoksul kişi geldi “Allah için bir şey” diye istekte bulundu. Ona sofradan bir şey verdiler. Biraz sonra at üstünde başka bir kişi geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu sofraya davet etti. Bu iki davranışın sebebini soran sahabilere canımız, efendimiz şöyle cevap verdiler.

“Enzilûnnâse menâzilehüm / İnsanlara konumlarına göre yer veriniz.”

Hz. Aişe (r.a) de şöyle rivayet etti: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize insanlara derecelerine göre yer vermenizi emretti.” (Müslim)

Birinci kişiye sofradan bir şey vermek, ona bir ikramdır, bir iyiliktir. Çünkü onun maksadı sofraya oturmak değil, ikram edilecek şeyi alıp gitmektir. Varsa başka ihtiyaçları için başka bir yere gitmek, başkalarından da bir şey istemektir.

İkinci kişi ise bir kabile reisidir. Onu sofraya davet etmemek, sofradan bir şey verip şunu ye demek, o kişiyi bir nevi rencide etmektir.

O bakımdan kişilere durumlarına konumlarına göre davranılmalıdır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi konuşmalarımızı sevk-u idare etmek, iyi bir üslûp kullanmak gerekir.

Atalarımız:

“Söz var ipe götürür, söz var ipten kurtarır.”

“Oha var öküz durdurur, oha var zelve kırdırır.” demişlerdir.

İpe götüren, zelve kırdıran söz ve davranışlardan sakınmalıyız. Sakınmalıyız ki hizmetlerimizde, tebliğlerimizde, tüm insanî ilişkilerimizde hayırlı neticeleri tahsil edebilelim.

Söz, davranış, iş ve hizmetlerimizde tedricilik prensibine göre hareket etmek gerekir. Bu hususta sözümüze, işimize;

Nereden başlayacağımızı,

Nasıl başlayacağımızı,

Ne şekilde sürdüreceğimizi,

Nasıl sonuçlandıracağımızı,

Tespit etmemiz, planlamamız, sonra da söze, işe başlamamız gerekir.

Aksi takdirde;

Düzelteyim derken bozabiliriz,

Yapayım derken yıkabiliriz,

Sulh edeyim derken kavga çıkarabiliriz,

Destek olalım derken köstek olabiliriz.

 

5- FITRATA UYGUN DAVRANIŞ, TABİİLİK

Her söz ve davranışta hizmetlerde tabii davranmalı, yapmacık söz ve davranışlardan sakınmalıyız. Yapmacık hareketler kişinin mehabetini, saygınlığını giderir. Bazen de gülünç duruma düşürür. Sun’i ortamlardan yapmacık davranışlardan insan ruhu bunalır, sıkıntılanır. Her şey kendi mecrasında akar. Bir nehri tersine akıtmak isterseniz çeşit çeşit engellerle karşılaşırsınız. Nehrin bir kısmını tersine akıtsanız bile bir kısmı kaçak yollar bularak kendine uygun bir mecraya asıl mecrasına dönmeye çalışır. Bu arada da nehrin civarındaki arazilerde bir kısım tahribat olur.

İnsan fıtratını değiştirmek, onu yaratılış gayesinin dışına çıkarmak için çaba göstermek bir nehri tersine akıtmaktan daha büyük tahribat yapar. İnsanın yaratılışında inanç vardır. İslam vardır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her çocuk, fıtrat-ı İslam üzere doğar.” buyurarak bu gerçeğe işaret etmektedir.

Geçmişte ve halen yaşanmakta olan kötü olaylar bir nevi sun’ileşmenin, fıtrattan sapmanın neticesinde vuku bulmuştur, bulmaktadır.

Gerek aile yaşantımızda, gerek toplum hayatımızda, eğitim müesselerinde hülasa yaşantımızın bütün sahalarında ve safhalarında tabii olmaya, tabii bir ortam oluşturmaya gayret etmeliyiz. Yapmacık olmayan tabii ortamlarda yapılan eğitimlerden yapılan hizmetlerden güzel neticeler alınır, iyi sağlıklı insanlar yetişir, sağlıklı, bereketli hizmetler yapılır.

Konuşmalarımızda,

Davranışlarımızda,

İlişkilerimizde,

Hizmetlerimizde,

İbadetlerimizde,

Tebliğimizde,

Bütün yaşantımızda tabii olalım. Fıtrata uygun bir şekilde hareket edelim. Her türlü yapmacıklardan uzak duralım. Müslüman bir kişinin müslüman bir toplumun, İslâmi bir hizmetin en belirgin özelliklerinden biri de tabii olmak, tabii hareket etmektir.

 

6- FAZİLET TOPLUMUNUN ÖZELLİKLERİ

İslâmi hizmetlerde, İslâmi cemaatlerde bulunan kişiler bir kısım özelliklere bir kısım vasıflara sahip olmalıdırlar. Elbette bu özellikler, bu vasıflar her müslümanda bulunmalıdır. Ancak hizmet ehli kişiler, İslâmi hakikatları tebliğ durumunda olan kimselerde evveliyetle olmalıdır. Dolayısıyla İslâmi hizmet ve tebliğ için oluşan cemaatler de bu özellikleri bu vasıfları taşımalıdırlar.

Bu özelliklerin en başta gelenleri şunlardır;

Muhabbet,

İtimat,

Muavenet,

Diğergamlık,

Hizmet, İtidal, İstişare,

Sırdaşlık,

İtaat,

Birlikte hareket,

Uhuvvet.

 

MUHABBET

Muhabbet karşılıksız bir sevgidir. Karşılık beklenilen bir sevgi hakiki bir muhabbet değildir. O başka bir şeydir. Gizli ya da açık bir menfaatın sevgisidir. Menfaat zail olunca muhabbette zail olur. Maalesef bu çeşit sevgileri ve sonuçlarını sık sık müşahede etmekteyiz.

Müslümanlar birbirlerini hiçbir karşılık beklemeden yalnız Allah rızası için sevmelidirler. Böyle bir muhabbet gönüllere huzur verir, İslam kardeşliğini pekiştirir, hizmetleri bereketlendirir. Böyle bir muhabbet aynı zamanda o kişi ve toplumların Allah tarafından sevilmelerine sebep olur.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir.” (Tâc) buyurmaktadır.

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor:

“Bir adam başka bir karyede bulunan arkadaşını ziyarete gitti. Allah Teâlâ onun yolu üzerine bir melek gönderdi. Melek o adama nereye gittiğini sordu. O da, şu karyede bir arkadaşım var onu ziyarete gidiyorum, dedi. Melek; onda faydalanacağın bir şey mi var? diye sordu. Adam da, hayır, ben onu Allah için seviyorum, dedi. Melek; ben Allah’ın gönderdiği bir elçiyim. Senin arkadaşını sevdiğin gibi Allah da seni seviyor, dedi.” (Müslim)

Muhabbet zor işleri kolaylaştırır. Bir müslüman Allah Teâlâyı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi ne kadar seviyorsa Allah ve Rasûlü için bela ve musibetlere o derece katlanır. İslam için çekilen çileler bir huzur kaynağı olmaya başlar.

 

İTİMAT

Müslüman mutemet, güvenilir olmalıdır. Güvenilirliği olmayan kişiler ve toplumlar istenilen şekilde bir hizmet yapamazlar. Onun için özellikle hizmet ehli kişiler her konuda güvenilir olmalıdır.

İlmine,

Samimiyetine,

Vefasına,

Ahlâkına,

Emanete riayetine,

Zor günlerin adamı olmasına,

Sadâkatına,

Hülasa her hususuna güvenilmelidir.

İslâmî hizmetleri beraber yürüten kişiler birbirine tam itimat etmeli, itimadı bozacak söz ve davranışlardan sakınmalıdırlar. Çünkü itimadın sarsıldığı bir yerde ve bir toplumda bereketli hizmetler yapılamaz.

 

MUAVENET

Müslüman, müslüman kardeşine her hususta yardımcı olmakla mükelleftir. Karşılıklı yardımlaşmalar, karşılıklı muhabbeti celbeder. Dolayısıyla müslümanlar arası birlik ve beraberliği perçinler.

Elbette  bu yardımlaşmalar iyiliklerde olacaktır. Kötülüklerde, yardımlaşmak, şöyle dursun, kötülüklere engel olmak her müslümanın asli görevlerindendir.

Müslüman iyiliği emretmek, kötülükten men etmekle mükelleftir. Diğer bir tabirle iyiliklere destek, kötülüklere köstek olmakla muvazzaftır.

Bu hususta Rabbimiz, şöyle buyurmaktadır:

“İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah’dan korkun, çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (Maide, 2)

Yardımlaşma;

1- Maddî sahada olur.

2- Manevî hususlarda olur.

Maddî sahadaki yardımlaşmalar malûmdur. İhtiyaç sahipleri tespit edilecek, neye ihtiyacı olduğu belirlenecek sonra da yapılması gereken yardım yapılacaktır.

Manevî yardım ise, öncelikle dinen bilmesi gereken bilgileri öğretmek, hayır nasihatta bulunmak, bir hata yapıldığı zaman onu yalnız bırakmayıp hatasından dönmesi, tevbe etmesi için yardımcı olmak, iyi bir insan iyi bir müslüman olması için yardımcı olmaktır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşman eline vermez. Himaye eder. Her kim müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını temin ederse, Allah da ona yardım eder. Her kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse, Cenab-ı Hak da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Her kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da ahirette onun ayıbını örter.” (Buhari-Müslim)

 

DİĞERGAMLIK

İslâm dini müslümanları, her türlü nefsanî, şehevanî arzulardan, bencilliklerden meneder. Çünkü bencillik cemaat ruhunu tahrip eden bir hastalıktır. Müslüman, müslümanın kardeşi olduğuna göre kardeşler arasında iyi münasebetler kurulması birbirlerini önemsemeleri birbirleriyle ilgilenmeleri, birbirlerinin imkânlarından karşılıklı olarak faydalanmaları hatta gerektiğinde din kardeşini kendi nefsine tercih etmeleri çok tabiidir.

Diğergamlık bir fazilet, bir erdemliliktir. Bir fazilet toplumu olan İslâm toplumunda ise müslümanların  diğergam olmaları, gerektiğinde din kardeşini kendi nefislerine tercih etmeleri kadar tabii, olağan bir davranış olamaz.

Bunun İslâm tarihinde sayısız örnekleri vardır. Allah Teâlâ da diğergam olanları medh ü sena etmektedir.

“Daha önceden Medineyi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymaz. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”  (Haşr, 9)

Mekkeli  müslümanlar ev barklarnı, mal-mülklerini evlad-ü iyalini Mekke’de bırakıp, emr-i ilâhiye ittiba ederek Medine-yi Münevvere’ye hicret ettiler.

Medineli müslümanlar yani Ensar, Mekkeli müslümanlara yani muhacirlere kucaklarını açtılar. Her şeylerini onlarla paylaşmak istediler. Ensarla muhacir arasında tam bir kardeşlik meydana geldi.

Ensar, muhacir kardeşlerini kendilerine tercih ediyorlar bu hususta birbirleri ile yarışıyorlardı. Nihayet Beni Nadir kabilesinden elde edilen ganimetler ashab-ı kiram arasında pay edilecekti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; Ensara şöyle bir teklifte bulundu:

-Dilerseniz mallarınızdan ve diyarınızdan muhacir kardeşlerinize meniha verirsiniz, dilerseniz diyarınız ve mallarınız sizin olur bu ganimetten pay almazsınız.

Bunun üzerine Ensar şöyle dedi:

-Ya Rasûlullah! Hem mallarımızdan ve diyarımızdan onlara meniha yaparız, hem de ganimeti onlara bırakırız bunda kendilerine ortak olmayız.

Ensarın bu asil davranışı, bu diğergamlığı, din kardeşlerini kendilerine tercih etmeleri üzerine yukarıda meâlini verdiğimiz Haşr suresinin dokuzuncu ayeti kerimesi nazil oldu.

Ensarın bunun gibi nice fedâkarlıkları olmuş ve bu fedakârlıkları, dindeki samimiyetleri, hizmetteki ihlâsları sebebiyle Allah Teâlâ’nın yanında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında yüce derecelere nail olmuşlardır.

Öyle oldukları için vahşi, kızgın çölün ortasından insanlığa dünyada da, ukbada da huzur ve saadet bahşedecek ebedilik iksiri, ab-ı hayat fışkırtmışlar, onlara insanlık nedir öğretmişlerdir.

İslâmî hareketler, İslâm toplumları, asrı saadet müslümanlarının sergilediği o zirvedeki ahlâkı hamideyi yani isar dediğimiz o diğergamlığı sergilemedikçe arzu edilen bir fazilet, bir saadet toplumu meydana getiremezler.

Diğergamlık zor ve meşakkatli işleri yüklenmek, fedâkarlık isteyen, risk taşıyan hizmetlerde öne geçmek, din kardeşinden önce o işi omuzlamak, nimetin paylaşımında ise arkada kalmak, kardeşini kendi nefsine tercih etmektir. İşte bu büyük bir fazilettir. Faziletli kişilerin yapabileceği bir ahlâk-ı hamidedir. İslâmî hizmetlerde, İslâmî hareketlerde bulunan her müslümanda bulunması gereken bir ahlâktır.

Basit kişiler ise zor ve meşakkatli işlerde, zor günlerde ortada görünmezler. Ortalık sakinleşince, nimetlerin paylaşımı mevzuu bahis olunca hemen ortaya çıkar ve hatta en önde bulunurlar. Bu yaptıklarını da akıllıca, zekice bir iş zannederler. Halbuki bu davranışları firaset ve basiret sahibi kişilerin gözlerinden asla kaçmaz.

O zavallılar bilmezler ki bu münafıkların ahlâkındandır. Münafıkların davranışlarındandır. Bilinmelidir ki kendilerini açıkgöz, akıllı zanneden, kurnaz ve hodgam kişiler dünyada da ukbada da kaybederler. Biz kardeşini kendine tercih eden diğergam kimseler ise kazanırlar.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kayıp bir kentim şimdi. tüm savaşlar benim üzerimde yapılmış, yağmalanmışım. bir bilsen, kaç zulüm ordusu girdi, kaç kez yerle bir edildi yüreğim. hep dost, hep yar göründüler, hep en derinden ateşe verdiler. bir bilsen, kaç kez yanmışım ben, kaç kez yara almış burçlarım. ben onardıkça, hep bir yıkan çıktı. kime sinemi açtıysam hep yılan çıktı.

Son Yazılarım

........
Gitmek lazım...
maziye
İşte Gidiyorum
ADIN BATSIN

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

  • Arapca
  • CANA
  • cicekler
  • cocuklar
  • Dua
  • Edebiyat
  • ikra
  • Maziye
  • oku
  • protesto
  • Resimler
  • Siir
  • siyer
  • .......
  • Arkadaşlarım

    ASFUR
    DeRTLi
    zulcenahayn
    fakiramagururlu
    baba
    adigebatur
    ebuhuzeyfe
    yalnizligaSERENAT
    kun
    cecenistan
    sabaruzgari
    BESMELE
    sehadetgulu
    kuheylan47
    nurcuu
    hanegah
    zoeloji
    zerirem
    zulcenaheyn
    HazanMevsimleri
    maisiyah
    mafrak
    uzlet
    vaktileyl
    byHaktan
    huseyinikbal
    sizintilar
    sendegittin
    cesmidil
    yolcuhsyn